‘Biz müşterimize özel tasarım yapıyoruz. Genelde hareketli mobilyalar hariç, tüm diğer dekorasyon elemanlarımızın o projeye has, duvardan duvara, zeminden tavana kadar özel ölçülü olarak tasarımını gerçekleştiriyoruz. Hazır mobilyaları alıp yerleştirmeyi iç mimarlık olarak görmüyoruz.
Sizi daha yakından tanıyabilmek adına biraz kendinizden ve RSG İç Mimarlık’ tan kısaca bahseder misiniz?
1975 yılında İzmir’de doğdum. 1997 yılında Bilkent İç Mimarlık bölümünden mezun oldum. Farklı şirketlerde çalıştıktan sonra 2002 yılında RSG İç Mimarlık şirketini İzmir’de kurdum. Eşim İç Mimar Didem Güven’in aramıza katılması ile şirketimiz hızlı bir yükselişe geçti. Son olarak da yaklaşık 3 yıl evvel İstanbul ofisini faaliyete geçirdik.
Sizin için proje tasarımda olmazsa olmaz diye nitelendirebileceğiniz unsurlar nelerdir?
Biz müşterilerimize özel tasarım yapıyoruz. Genelde hareketli mobilyalar hariç, tüm diğer dekorasyon elemanlarımızı o projeye özel duvardan duvara, zeminden tavana kadar özel ölçülü olarak tasarımını gerçekleştiriyoruz.
RSG İç Mimarlık’ ı yenilikçi, trendleri takip eden ve özgün tasarım anlayışıyla tanıyoruz. Ev dekorasyonunda 2017’nin trendlerini bizimle paylaşır mısınız?
Bu sene doğal malzemelerin ve açık renklerin kullanıldığı, aynı zamanda teknolojinin hakim olduğu evlerin yılı olacak.
Süreci sizi en çok etkileyen, değiştiren, dönüştüren ya da kötü hissetmenize neden olan projeniz hangisi? Bize bu süreçten bahseder misiniz?
İzmir’de uzun süre önce tamamladığımız ve bizler için de bir ilk olan hastane projemiz çok zorluydu. İlk defa bir hastane projesinde çalışacaktık. Bilmeniz ve uygulamanız gereken Sağlık Bakanlığının bir şartnamesi ve yönetmeliği var. Bir de hastaneyi eski bir dershane yapısını olduğu bir binada inşa ettiğimiz için, çok zorlandık. Birçok yeni şey öğrendik. Hepsine değdi. O iş başka hastane projelerinin kapısını bize aralamış oldu.
Tasarımların sürdürülebilirliği günümüzde bir gerekliliktir. Bu yaklaşımı benimsiyor musunuz? Tasarımların doğayla bağlantısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
İyi tasarımın prensiplerinden bir tanesi çevreye duyarlı ve saygılı olması, kaynakları iyi yönde tüketmesidir. Sadece tüketmek değil, üretici olmak, gereksiz kaynakların kullanılmasını engellemek, doğadaki kaynaklardan maksimum verimlilikle faydalanmak gerektiğini düşünüyorum.
Kent, kentsel yenileme, kentsel dönüşüm kavramlarına bakış açınız nedir? Bu kavramların Türkiye’de doğru algılanıp, doğru uygulandığına inanıyor musunuz?
Bence Türkiye gibi ciddi deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan bir ülke için bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Ama yöneticilerin, bu olayı fırsatçıların bir rant kapısı olarak görmesini engellemeleri gerekmektedir.
Bir tasarımcı olarak eğitim süreciniz nasıldı? Kendinizi nasıl eğittiniz? En çok kimden öğrendiniz?
Ben okulda aldığımız temel eğitimden sonra, gerek sahada gerekse faklı ofis ortamlarının beni geliştirdiğini düşünüyorum. Hepimiz, öğrenim sırasında doğal olarak hatalar yapıyoruz. Mühim olan bunun farkında olmak ve tekrarlamamak.
İç Mimar kimliğinizin yanında başka birçok şeyle de ilgileniyorsunuz. İlgi alanlarınız, mimarlığınızı nasıl etkiliyor ve besliyor?
Hafta sonları, beni doğa ile bütünleştiren bir avcılık hobim var. fırsat buldukça profesyonel düzeyde, etik kurallara uyarak gerçekleştirmeye çalışıyorum. Yeni haftaya, inanılmaz derecede kafam boşalmış ve rahatlamış olarak başlamamı sağlıyor.
Tasarım sürecinin ortasında baştan başlamak her zaman bir seçenek midir? İlk sezgileriniz işin sonunda gözlenebilir mi?
Müşteri ile işin başındaki ilk diyalogların doğru kurulmasını önemsiyorum. Sonucunda da genelde yapılan ilk eskiz ve tasarımlar size finale götüren ana konsepti oluşturuyor.
Son olarak güncel işleriniz hakkında da bilgi almak isteriz…
Bu aralar İzmir’de devam eden iki büyük hastane projemiz ve İstanbul başta olmak üzere farklı şehirlerdeki inşaat şirketlerinin yeni projelerinin konsept projelerinin üzerinde çalışıyoruz.
